Sayfalar

7 Aralık 2013 Cumartesi

Tam bir gerilim macera...SİSLE GELEN YOLCULUK






Tam bir betimleme ve sözleri resmetme yeteneğine sahip bir yazar Grangé...

Bir yazarın hem yarattığı karakteri hem okuyucuyu birlikte tokatlaması ne müthiş bir şey... 

Açıkcası bu kitabı okurken içim ürperdi...







Bu kitapta da diğerlerinde olduğu gibi, muhteşem bir kurgu var, okudukça sindiriyor, karakter ile birlikte. dibe vurabiliyorsunuz. Karakter bir psikiyatr iken psikolojiden, ressam iken resim bilgisinden, evsiz iken yaşadıklarından ve katil ile de mitolojiden de payınıza düşeni tam anlamıyla alabileceğiniz bir romanla karşı karşıyasınız. İnsanın kendini araması, kendini sorgulaması, iyi ile kötü arasındaki o ince çizgide kaybolması ve insan psikolojisi bu kitapta oldukça başarılı bir şekilde işlenmiş.

Gerilim anında adrenalin tavan yaptığında içinizden, doğru yoldayız bu ipucu bizi buraya götürür dediğiniz anda gerçeklerin yüzünüze vurulması ile yelkenlerin suya düşmesiyle o anı karakter ile birlikte yaşıyorsunuz. 


4 Aralık 2013 Çarşamba

Damlayan Bir Musluğum Geceye...

Açık unutulmuşum...
Belkide Hiç Farkedilmemişim...
Gecenin kör karanlığında,çınar ağaçları ölümün avucundayken kendime geldim.
Ben yorulmuşum...
Ben bunalmışım bu gece...
Ve Aşk Çağrıldıgı Her Randevuya Geç Kalmış Gecemde...
Derin derin nefes aldım...
Kan kusarcasına öksürmek ne demek öğrenmiştim..
İçini söküp atmaktı bu...
Varlığını,ruhunu,benliğini söküp atmak...
Bomboş ve hafif hissetmek...
Boşluğa yağan yağmur gibiyim ...
Bereketsiz bir şekilde damlaların ara ara sıklaşıp,olmayan yerlere,nedensiz yere düşen yağmurum.
Hafiften temizlenmek isterim yağmurun altında...
Çünkü içimdeki tek varlığı sessizliği içecekler...
Ben karanlığa kusarım hep...


Ne anlaşılırım ne de dikkat çekerim..
Ama ferahlarım..
Şeytanın beline sardığı kuşakla gözlerimi bağlayıp yollara çıkarım karanlıkta..
Anlamsız değl mi karanlıkta gözlerimi bağlamak? ve de sacma? Bilmiyorsunuz...
Niyetim yüzümde yama gibi duran bakışları kapatmak...
Sıkıldım bu bakışlardan...
Artık dayanamıyorum..
Artık kış olsun istemiyorum...
Her kış öluyorum çünkü ben, yaza yenilenmeye hazır ceset olarak dönuyorum..
Artık ara mevsimleri yaşamak istiyorum..
Mesela bana bir sonbahar fısılda..
Seninle birlikte varolan bir sonbahar....
Yanımda ol yeter...
Ve her gece yeni ölmuş birinin üstünü örter gibi narin ol,bedenime incecik yorganı sererken...
Yavasca ruhumu okşa...
Varoluşumun en gercek hadisesidir bu ...


3 Aralık 2013 Salı

BAZEN...

Bazen bir hayattır,
Bir söz,
Hiç ummadığın batışlarda beklerken kaybetmişliğin,
Arşa çıkan ellerinden tutar samimi bakışlar,
Bazen rüya dediğin gerçeklerde güler kaderin,
Ne geride kalan hüznün acısıdır,
Nede gelecekteki umutsuzlukların gök gürültüsüdür yalnızlığın,
Bir gün biri çıkar karşına, 
bilemediğin kıymetlerin saniyelerini ararsın koca ömürde,
Bazen de tek nefeste ömür olursun kendine.

2 Aralık 2013 Pazartesi

BİR KADIN GİTTİĞİNDE...



NE ÇOK KİŞİ GİDER aslında;

BİR temizlikçi,

BİR bakıcı,

BİR BAHÇIVAN,

BİR Muhasebeci ...

BİR ANNE GİDER ...

BİR DOST ...

BİR ARKADAŞ ...

BİR Sevgili ...

NE ÇOK KİŞİ YOK OLUR BİR KADIN GİTTİĞİNDE ...

BU HEP BÖYLE OLUR ;

BİR KADIN GİTTİĞİNDE;

ÖVGÜLER,

Uyarılar,

YAKINMALAR,

Dualar YETİM KALIR.

KAPI EŞİĞİNDEKİ "DİKKAT ET ..." DUYULMAZ,

ANNESİ GİTMİŞTİR "Geç Kalma" NIN.

KADINLAR, ARKALARINDA BÜYÜK BOŞLUKLAR BIRAKARAK GİDERLER.                               
BİR KADIN GİTTİĞİNDE PEK ÇOK KİŞİ GİTMİŞTİR aslında ...

VE BİR KADIN GİTTİĞİNDE PEK ÇOK "YETİM" BIRAKMIŞTIR ARKASINDA ...



30 Kasım 2013 Cumartesi

Aşk nedir ben bunu iki noktayı üst üste koyup açıklayamaz mıyım?



Aşık olursun yada çocukça seversin. 

Neden ortası yoktur bazı şeylerin ortasında bir uçurum mu var? 

Ben o uçurumun ortasında duramaz mıyım? 

Delicesine severken aşık olmadan yapamaz mıyım? 







Aşk nedir ben bunu iki noktayı üst üste koyup açıklayamaz mıyım?
Sanırım her şey bu aşk kelimesinden çıktı. 
Suçlu aranacaksa ilk suçlu zanlımdır bu kelime. 

Çocukken bir topun peşinde koşarken duymuştum sanırım. 
Canım arkadaşım; "sana aşığım" demişti bana. 
Bana aşık mıydı, biliyor muydu aşkı? Şaşkınlık ve düşüncelerle bakmıştım arkadaşımın suratına.
"AŞK". 
Bu kelimeyi duymuştum. Annemin izlediği dizilerde babamın okuduğu kitaplarda görmüştüm. 
İyimserlik dolu filmlerde, dizilerde şu kelimeyi çok duymuştum :"Aşkımız her şeyi yenecek sevgilim, inan buna."
Gülümseyerek tekrar ederdim bu cümleyi.
Komik gelirdi bana.
Aşkı sadece bir kelimede gören bir çocuğa "sana aşığım"ı duyduktan 2 yıl sonra arkadaşımı kaybettim.
Sanırım o başkasına aşıktı o an.
Aşkı komik bir kelime olarak gören bir çocuğa aşkı fazla sürmemişti galiba.
Büyüdükçe her yerde duyuyordum bu kelimeyi.
Sanırım aşk herkesi cezbediyordu. 

Bu komik cümlenin içindeki bu kelime bu kadar kuvvetlimiydi. 
Sordum aşkı arkadaşlarıma.
Çok sevmek dedi hepsi. 
Bende aşığım dedim birden.
Anneme aşığım, çok seviyorum onu.
Arkadaşlarım "annen olur mu hiç" dediler.
Gerçekten de onu çok seviyordum.
En büyük arkadaşım, dostumdu. 
Sonra kedime aşığım dedim.
O da olmaz dediler. 

Duvarlarda kalp içinde harfler, ilginç yazılar görüyordum.
Bende yazmak istedim bir tane ama ne yazacaktım?

Yoksa aşık olmam mı gerekiyordu. 
Birine gerçek anlamda; ya da arkadaşların dediği anlamda. 
Hep kalp işaretini görüyordum.
Kalbime dokundum; büyümeye başlayan ellerimle.
1,2,2,4... Atışlarını saydım kalbimin. 
Her dokunuşumda aynı gibi geliyordu bana.
Sanırım onda her zaman bir şey bulunamıyordu. 
Aşığım diyen arkadaşlarımı izledim.
El ele tutuşup gezen, sürekli seni seviyorum diyen arkadaşlarımı izledim.
Çocukluktan kurtulup içine girmem lazımdı belki. 
Çocukluktan kurtulup bir genç gibi bakmalıydım kalbime. 

Sanırım o yıllar önceden beri kafamı kurcalayan kelimeyi, babam öldüğünde bir açıklama cümlesi kurmadan anlayabilmiştim. 
Biliyordum artık seni aşk. 
Uğradığında bana sormayacağım adını. 
Cevabım en içten gülümsemem olacak... : ))))


29 Kasım 2013 Cuma

Benim Kırgınlığım Aşk'a... Sen Üstüne Alındın... !


Biliyorum konuşacak bir şeyimiz kalmadı, paylaşacak hiç bir şeyimiz yok.

Yine de yüreğimden gücümün yettiği yere kadar sana sesleniyorum, seninle konuşuyorum...

Bugün sana olan kırgınlığımı rafa kaldırdım, sevgimi aldım avuçlarımın arasına, ona sığınıyorum...

Cümlelerimi kısalttım, kelimelerim buruk, gülüşlerim istenmeyen dudaklarımda...


Bir ihtimal gelişine sığındığımı fark ettiysem de, engel olamadım gurursuz ama umutlu hasretine...

Bugün gönlümü hoş tutmak istiyorum, imkânsız olan her rüyaya inanasım geliyor...

Bir çocuk gibi isteklerimi bastıramıyorum...

Çalmayan telefonuma elim gidiyor, sana halen bende olduğunu ısrarla yazmaya çalışıyorum...

Bende olan seni, hiç kırmadım, değiştirmedim ve hep korudum desem de, sendeki benin nasıl olduğunu, gülüp gülmediğini anlamsız bir sıkıntıyla merak ediyorum...


İçimdeki güzelliğine inanıp inanmamanı artık umursamıyorum!

Üşüyorum, bu üşüme yalnızlığımdan geliyor ve sarıyor her tarafımı...

Tutunabileceğim hiçbir güzellik yok, hatırlamaktan usanmayacağım anılarım dışında...

Isınabilmek için onlara sarılıyorum...

Anlamsız ve cevapsız sorular hınzırca sırıtıyor, ben görmemeye çalışıyorum...

Düşler uzak gibi görünüyordu ama yakındı...

Belki de görmeyi istemek gerekiyordu...

Gözlerini aç desem kapatacaksın ama kapatma gözlerini!

Kendime bir demet papatya aldım ama bakmadım falıma...

Gözlerimi gelişlere verdim, gözlerimdeki hüzün bile seni özlemiş itiraf etti sonunda...

Düşüncelerim gururlu, hayallerim ve sevdam değil...

Gelseydin, kendimi unutup sana koşacaktım, susturacaktım içimdeki isyanı, kavgaların ortasında bir güneş gibi doğup ısıtacaktım yüreğini, sevinçten ağlayacaktım bu defa, mutluyken hemen sarhoş olmuşum gibi, dokunacaktım, sarılacaktım.

Ama gelmedin, gelemezdin belki de gelmeye de hiç niyetin yoktu aslında...

Kendimi kandırdığımı anladığımda ağlıyordum...


Eskiden kimi şarkıların ne kadar anlamlı olduğunu düşünürken, şimdi ayrılığın ardından çalınan her şarkı umutsuzluğumu ve sevgimi anlatıyormuş gibi geliyor...

Sevdiğim ne çok şarkı varmış, bunu senin gidişin gösterdi bana...

Her şarkıda sen varsın, her yerde, her gördüğüm insanda, denizde, gecede, uykumda...

Nasıl beceriyorsun her yerde olabilmeyi...

Bu bir marifetse eğer, neden benim yanımda değilsin ki?

Gözyaşlarım asilliğini yitiriyor ve yenik düşüyorum sevdana...

Gittin! Belki de hiç gelmemiştin ben, geldiğini sandım...

Ayak uyduramadım yorgunluğuna...

Dudaklarına düşlerindeki öpüşü konduramadım...


Kimi zaman bir çocuk oldum gülüşlerinde şımaran, kimi zaman bir kadın; dokunuşlarında kendini bulan...

Ama! En çok da imkânsızın oldum...

Her gelişimde bir kez daha gönderdiğin oldum...

İnanamadığın, yenemediğin, üzerinden atamadığın korkuların oldum...

Ağladığın, bağırdığın ya da sustuğun isyanın oldum, sessizce boşalan gözyaşların, birikmişliğin oldum...

Yüreğindeki kadın ben olmak isterken yüreğine sığınan ve tozlanacak olan bir anı oldum...

Hak etmediklerin, artık yeter dediklerin ve her şeyin olmak isterken belki de hiçbir şeyin oldum...

Söylesene ben gerçekten senin neyin oldum?

Sesin hep uzakları çağırıyordu, ben üstüme alındım, sana geldim...

Bilseydim, bana ait olmayan bir seslenişi sahiplenir miydim?


Şimdi bir mevsimlik aşk kaldı avuçlarımda sadece bir mevsim yaşanan ama bir ömür gibi gelen aşk...

Kalbime henüz söyleyemedim gittiğini, öğrenirse onun da acı çekmesinden korkuyorum...

Seni halen benimle biliyor ve seviyor ama ben kalbime ilk defa yalan söylüyorum...

Gittin! Sevdamın yokluğuna alışabilirim belki ama sesinin uzak yolların sonunda olması acıtıyor içimi...

Suskunluğun en büyük silahındı. Suskunluğunla vurdun beni...


Söylesene unutulmak kime yakışıyor? Unutan sen olsan da sana bile yakışmıyor...


Merak etme, üstüne giydirmedim bu duyguyu, unutulmayan olmak sende daha güzel duruyor... 
Görüyorsun işte, Aşk'a ve sana ihanet etmiyorum

Benim Kırgınlığım Aşk'a... Sen üstüne alındın...!