Sayfalar

13 Ocak 2014 Pazartesi

Düş/Düşlerime...

Düşümde seni görmediğim gecelerde köprüler yapıyorum ellerimle.
Taşını sırtımda taşıyor.
Harcını avuçlarımla karıyorum.
Tüm malzemesini kendim yaptığım bu köprüler bir sonraki düşümde,beni sana taşıyıp, sana ulaştıracak biliyorum.
Bir gece sonrasının düşü için bugünde köprüler yapıp,  düşümde seni görmeyi bekliyorum. 
Sırayla oluyor bu hiç biri sırasını şaşırmıyor,
Bir gece köprüler kuruyorum ellerimle 
ertesi gece düşümde seni görüyorum
Yalnızca düşümde görebilmek için seni bıkıp usanmadan, hiç yorulmadan köprüler yapıyorum.
Benim yaptığım köprüleri görsen sende beğenirsin.
Hepsi birbirinden güzel hepsi ulaşılmaz hepsi yüksek ve sağlam.
Temellerine yerleştirdiğim taşları  gerçekte hiç var olmadığını düşündüğüm muhteşem çöllerden taşıyorum.
Zaman zaman yokluğunu öyle derin hissediyorum ki.
Bilsen şaşırır korkuya kapılır, taşarsın.


Çaresizlik içinde kıvranmanın ne demek olduğunu uzun yıllar öncesinden tanımıştım.                       
Seni tanımadan çok uzun zaman önce tanımıştım hepsini 
Senin eksikliğini her an hissediyorum.
Yokluğunun boşluğunu. 
Hiçbir yere tam anlamıyla ait değilim hep gölgelerde hep ışıltısız kaldı yaşantım...
Sevdamdan arta kalan yalnızca hüzün de olsa                                                                               
hayatımdan silinen bahar senin sözün de olsa ben hiç değişmeyeceğim.
Bana hayatın kapılarını yeniden açan bir sözün,                                                                               
sonraları bütün kapıları kendi yüzüne kapanan bir hüzüne de dönüşse                                                           
ne olursa olsun sonunda ne çıkarsa çıksın değeri yok hiçbir şeyin. 

Sen benim yüreğimin en çok sevgi alan köşesindesin…



9 Ocak 2014 Perşembe

İhtiyacımız Olan ''Sevgi'' Neydi...?











İyileştiren sevgilere ihtiyacı var insanın...

Seni tüm zaaflarınla hatalarınla kabul eden tüm korkularınla bilen, hesapsızca ve sorgusuz, şartsız ve koşulsuz,bencilce olmayan,"Benim" den önce ''Senin'' olan, onaylamasa da kabul eden bir yumuşaklıkta, kalbinin içi kadar bir uzaklıkta, sonuçta değil süreçte iyi gelen;                                                   

İyileştiren sevgilere ihtiyacı var insanın...
                               
Düşüncesi bile gülümseten, omuzlarındaki tüm yüklerinden seni azad eden, keder değil yaşama sevinci veren, tüm yaralarını kendi bile fark etmeden saran;           

İyileştiren iyi gelen sevgilere ihtiyacı var insanın...                        

Beklentileriyle yormayan fazla soru sormayan, yanında sen gibi sen olduğun, tüm yanlış bildiklerini unuttuğun, hiçbir hesap yapmadığın, yapamadığın;

İyi gelen iyileştiren sevgilere ihtiyacı var insanın....                                   

Seni kalıplar içine sıkıştırmayan, tüm kayıp taraflarını bakışlarıyla bulduran, en beceriksiz taraflarını sevimli bir çocuğun yaramazlığı gibi görüp, seni sevmeye daha da sarılan;                     


İyileştiren iyi gelen sevgilere ihtiyacı var insanın...

Yok demeyin ben hala böyle sevgiler olduğuna inanıyorum ısrarla...                       

Sevgiyle ve Aşkla Kalın... : )))



2 Ocak 2014 Perşembe

Parmak izlerimiz dokunduğumuz hayatlardan silinmez...

Yeni bir yılın bu ilk günlerinde 365 sayfalık bir kitabın ilk boş sayfalarını sevgi ve iyilikle doldurabilmeyi dilerken;  Hayatta; Bir şeyleri değiştirme şansımızın mutlaka var olduğunu hatırlayabilmek adına beni oldukça etkileyen bir hikayeyi sizlere aktarmak istiyorum ...

Soğuk bir kış gecesinde eve dönerken, sarhoşa benzeyen bir adam gördüm.

Bir sağa bir sola yalpalıyordu. Ve yanındaki direğe sarılmıştı.
Bir vitrine bakıyormuş gibi yaparak göz ucuyla onu seyrettim.
Otuz yaşın üstünde olmalıydı.
Kendisine biraz daha sokuldum.
Üstü başı son derece temizdi.
Yanından geçen bazı kişiler, yüksek sesle konuşarak içki içmenin kötülüğünden bahsediyor, bazıları da alay edip gülüyorlardı.

Yavaşça yanına gidip:

- İyi misiniz? diye sordum. Bir ihtiyacınız var mı?

Dudaklarından, iniltiye benzeyen tek bir kelime çıktı:

- Hastayım!..

Düşmemesi için, bir kolumu beline dolayarak taksi beklemeye koyuldum.
Akşam vakitlerinde kesilen kar yağışı tekrar başlamış ve yavaş yavaş buzlanmaya başlayan yollarda, birbiriyle yarışan sokak köpeklerinin dışında bir hayat emaresi kalmamıştı.

Araba bulmaktan ümidimi kestiğim sırada, yanımda bir taksi duruverdi.
Şoföre durumu anlatarak acele etmemiz gerektiğini söyledim.
Hastamızı arka koltuğa yatırarak hastaneye götürdük ve verilen serum tamamlanana kadar başucunda bekledik.

Nöbetçi doktor, hastayı en azından donmaktan kurtardığımızı ifade ediyor, genç adam ise, henüz konuşamadığı için, bize bakıp gülümsemekle yetiniyordu.

Şoför de yanımdaydı...
Hastamız bir süre sonra kendine geldi.
Onu tekrar arabaya bindirip evine götürdük.

Hastamızın eşi, onun sık sık şeker komasına girdiğini bildiğinden müthiş bir paniğe kapılmış ve oğlunu da alarak sokağa fırlamıştı.

Bizi görünce koşarak yanımıza geldiler ve büyük bir sevinç içinde kucaklaştılar.
Saatlerce süren yorgunluğumuzdan eser bile kalmamış, bize nasıl teşekkür edeceğini şaşıran o ailenin mutluluğu karşısında gözlerimiz dolmuştu.

Ellerimize sarılarak bizi uğurladıklarında, şoföre borcumu sordum.

Başını sallayarak:

- Borçlu değil, alacaklısın dostum!.. dedi.Çünkü böyle bir iyiliğe beni de ortak ettin. Ama belki de yirmi yıldır ağlamayı unutan bir adama bu güzel duyguyu hatırlattığın için, alacaklı duruma düştün.

O mert adamla kucaklaşıp ayrılırken, gecenin ayazını hissetmiyor ve evime yürüyerek dönmek istiyordum.

Kim bilir? Belki de yolumun üzerinde, yardımımı bekleyen bir insan daha bulabilirdim.


23 Aralık 2013 Pazartesi

Hayat bana bir şans daha tanırsa...

“Hayat bana bir şans daha tanırsa, bundan faydalanan ilk sen olacaksın”

Kırık umutlarında, tuz buz yarınlar... 

Kırık harfler,nasıl da batar canına ve nasıl batırırsın göğsüme, sarıldıkça. 

Her defasında  biraz daha uzak, biraz daha soğuk ama her defasında biraz daha özlemle.

Suskunluğundaki tüm isyanları, gözlerin haykırır gözlerime. Şiirine ses olursun, bazen şiirimde gizli özne. Her defasında ama her defasında, bir kıvılcım daha sıçrar öpüşünden tenime, söndüremezsin de.


Şehirler arası yollara vurursun kendini, beyaz şeritlerde düğümlenir dar ağacımın ipi ve her şehir tabelasında, zaman dakikalarını vurur ölüme. 

Gölge gibi uzar gidişin ve yayılır özlemin dört duvar arasında titreyen mumum sıcağında. 

Bende boşaldıkça saydam sevişlerin, titreyen gölgede birikir damlalar... 
Kırmızı bir mum daha biter dibinde “yıldızlar gibi sönük”.

Ve sonu gelmez sensizliğim... Sadece bu yollar ayırır bizi, bilirim. Kağıttan çiçeklerin dikenleri batar avuçlarıma...

Susturdukça büyür sevgi, senin koca bedeninde, benim küçük göğsümde. Özlemi aynı, yükü ağır. Susarsın, susarım ve boğazımızda dizilir boğumları aşkın, tıkanır kalırız.

Siyah lalelerini bekler örttüğün toprak, ben lalelerde gamzelerini görmenin hayalini kurarım.Mayıs bekler şarkılarım, şiirlerimse ellerimi.

Bir türlü tutamam kalemi, dilimin ucunda biter çıbanlar. Tüm sevgi sözlerini yutarım, kızarım ya gidişine ya da varlığında, yokluğu yaşamaya.

Kağıtlar bekler, kalem bekler, şiirler bekler ve saçlarımın arasında titrer parmaklarım, altında biriktikçe sessiz dizeler.

Perdeyi çekip yıldızlara, ruhsuz bedenimi hazırlarım uykuya. Sen gibi dokunarak örerim saçlarımı – oysa sen açık seversin bilirim- her bir çukurunda saklarım nefesini. Her sabah kurdelemin ucunda çözülür nefesindeki mayıs çiçekleri.

Antika, küçük bir ayna var baş ucumda. Kaç kez fırlattım kirpiklerimde eriyen buz parçalarını... 

Kırsam da, parçalasam da en küçük kıymığı batsa da dökülür sessizliğimizde bir şeyler... 

Uykusuzluğum bile renksizce kanar, Kadehte bile rengi uçar sarhoşluğumun.

Beyaz çarşafa uzanırım, kirli bedenimle –hiç sevmem beyaz çarşafı; yüzüme ölümü çarpar, soğuğu, yalnızlığı. 

Sabaha sarmalayıp bir tabuta konacakmışçasına ürpererek uzanırım ya da kabuslarda buz kesecekmiş gibi bedenim ve yattığım gibi kalkarım. 

Bir yanı düzgün, her yanı soğuk yatağın- Sensizliğe uyanmak yok mu?

“Bugün sana mutluluk getirsin olmaz mı! ” deyişlerini çarparım bir avuç suyla yüzüme. Tenimi ısıtırım parmak izlerinden arta kalanlarla.

Ellerin ne kadar uzaksa ellerime, bilirim yüreğin o kadar yakın yüreğime, adını dilime mühürlediğim.

Hayat bize bir şans daha verir kim bilir...






7 Aralık 2013 Cumartesi

Tam bir gerilim macera...SİSLE GELEN YOLCULUK






Tam bir betimleme ve sözleri resmetme yeteneğine sahip bir yazar Grangé...

Bir yazarın hem yarattığı karakteri hem okuyucuyu birlikte tokatlaması ne müthiş bir şey... 

Açıkcası bu kitabı okurken içim ürperdi...







Bu kitapta da diğerlerinde olduğu gibi, muhteşem bir kurgu var, okudukça sindiriyor, karakter ile birlikte. dibe vurabiliyorsunuz. Karakter bir psikiyatr iken psikolojiden, ressam iken resim bilgisinden, evsiz iken yaşadıklarından ve katil ile de mitolojiden de payınıza düşeni tam anlamıyla alabileceğiniz bir romanla karşı karşıyasınız. İnsanın kendini araması, kendini sorgulaması, iyi ile kötü arasındaki o ince çizgide kaybolması ve insan psikolojisi bu kitapta oldukça başarılı bir şekilde işlenmiş.

Gerilim anında adrenalin tavan yaptığında içinizden, doğru yoldayız bu ipucu bizi buraya götürür dediğiniz anda gerçeklerin yüzünüze vurulması ile yelkenlerin suya düşmesiyle o anı karakter ile birlikte yaşıyorsunuz. 


4 Aralık 2013 Çarşamba

Damlayan Bir Musluğum Geceye...

Açık unutulmuşum...
Belkide Hiç Farkedilmemişim...
Gecenin kör karanlığında,çınar ağaçları ölümün avucundayken kendime geldim.
Ben yorulmuşum...
Ben bunalmışım bu gece...
Ve Aşk Çağrıldıgı Her Randevuya Geç Kalmış Gecemde...
Derin derin nefes aldım...
Kan kusarcasına öksürmek ne demek öğrenmiştim..
İçini söküp atmaktı bu...
Varlığını,ruhunu,benliğini söküp atmak...
Bomboş ve hafif hissetmek...
Boşluğa yağan yağmur gibiyim ...
Bereketsiz bir şekilde damlaların ara ara sıklaşıp,olmayan yerlere,nedensiz yere düşen yağmurum.
Hafiften temizlenmek isterim yağmurun altında...
Çünkü içimdeki tek varlığı sessizliği içecekler...
Ben karanlığa kusarım hep...


Ne anlaşılırım ne de dikkat çekerim..
Ama ferahlarım..
Şeytanın beline sardığı kuşakla gözlerimi bağlayıp yollara çıkarım karanlıkta..
Anlamsız değl mi karanlıkta gözlerimi bağlamak? ve de sacma? Bilmiyorsunuz...
Niyetim yüzümde yama gibi duran bakışları kapatmak...
Sıkıldım bu bakışlardan...
Artık dayanamıyorum..
Artık kış olsun istemiyorum...
Her kış öluyorum çünkü ben, yaza yenilenmeye hazır ceset olarak dönuyorum..
Artık ara mevsimleri yaşamak istiyorum..
Mesela bana bir sonbahar fısılda..
Seninle birlikte varolan bir sonbahar....
Yanımda ol yeter...
Ve her gece yeni ölmuş birinin üstünü örter gibi narin ol,bedenime incecik yorganı sererken...
Yavasca ruhumu okşa...
Varoluşumun en gercek hadisesidir bu ...