Sayfalar

18 Mart 2015 Çarşamba

7 Günde Horlamaya Son!

Siz ve eşiniz için işkence haline gelen Horlama sorunu ve uyku eksikliğine %100 kesin çözüm!







HORLAMA NEDİR?

Horlama, nefes alma sırasında havanın dar bir alandan geçerken, çevresindeki yumuşak dokuların titreşimiyle ortaya çıkan sestir. Darlık arttıkça doğal olarak horlama da şiddetlenecektir.

Horlamayı oluşturan bu darlık, sanılanın aksine sadece burundaki bir sorundan dolayı değil, genellikle üst solunum yolunun dil arkasında ve yutak çevresindeki bölümünün daralmasıyla ilişkilidir.






HORLAMA KAÇ ÇEŞİTTİR?

1) Basit Horlama: Kesintisiz, yani solunum düzensizliğinin eşlik etmediği horlamanın, uykuda çok sık bölünme oluşturmuyorsa veya nadiren bölünme oluşturuyorsa, horlayan kişiye çok ciddi bir zarar vermediği düşünülmektedir. Bu tür horlamaya, basit horlama diyoruz. Burada, gürültüden dolayı çevrenin, özellikle de eşin rahatsız olması ve uykusunun bölünmesi söz konusudur. Genellikle basit horlaması olan kişiler, daha çok yakınlarının ısrarı dolayısıyla tedavi yollarına başvurur.

Bu horlama sadece 7 gün içinde tamamen tedavi edilebilebilir!

2) Uyku Apnesi Sendromu: Basit horlamada olduğu gibi, özellikle dil arkası ve yutak çevresindeki darlığın ileri boyutta olduğu durumlarda, uykunun başlamasıyla birlikte yumuşak dokuların gevşemesi ve nefes alma sırasında oluşan negatif basınç dolayısıyla solunum yolunun tıkanması, böylece ağız ve burundan hava girişinin en az 10 saniye süreyle engellenmesiyle meydana gelen bir hastalıktır. Uyku apnesi sendromu olan kişiler, bu sayfada anlatacağımız bilgiler ışığında daha rahat uyuyabilir ve sorun tamamen çözülmese de belirgin bir farklılık ve rahatlama meydana gelir. Bununla birlikte horlama ciddi oranda azalır!

Horlama Ciddi Bir Problemdir ve Bir Takım Rahatsızlıkları da Yanında Getirir!

Günlük yaşam kalitenizin yükselmesi, sağlıklı ve daha rahat bir uyku uyumanız için horlama tedavisi önemlidir. Ayrıca horlama tedavisi, horlama ile oluşan ek rahatsızlıkların yok olması için de çok önemlidir!

Horlamayı Sadece 7 Günde Durdurmak ve Daha Kaliteli Bir Yaşam İstiyor musunuz?



Hemen Tıklayın!

Siğiller, Benler ve Et Benlerine Ameliyatsız Tamamen Doğal Yöntemler ile 3 Günde KESİN Çözüm


“Siğilleriniz, benleriniz ya da et benleriniz sizi utandırıyor mu?”

Cildinizde dışarıdan da rahatlıkla görülebilen bir anormal lezyon fark ettiğiniz an oldukça travmatik olabilir. Aynaya ilk bakışınızda aşağıdaki tepkilerden birini ya da hepsini verebilirsiniz…

“Hayatım mahvoldu!”

“Bu şekilde insan içine çıkamam!”

“İnsanlar bana baktıklarında ilk bu iğrenç şeyi fark edecekler!”

“Bir çeşit hastalığım olduğunu düşünecekler!”

“Bu şeyden nasıl kurtulacağım?!”

“Hiçbir normal insan cildinde böyle tiksinç şeyler olan biriyle çıkmak istemez!”

“Bundan kurtulmadan dışarı adımımı bile atmak istemiyorum!”

Bunlar ve bunlara benzer şeyler siğilinizi, beninizi ya da et beninizi ilk fark ettiğinizde aklınızdan geçer.

Düşünsenize, size tavsiye edilen bütün kremleri, ilaçları, yöntemleri deneyip de siğillerinizden ve benlerinizden kurtulamazsanız ne olur?

İşte bu noktada gerçek duygusal travmayı yaşamaya başlarsınız. Genellikle de şöyle olur;

* Pahalı Tedavi Yöntemleri

* Depresyon & Aşağılık Kompleksi

* Fiziksel Hasar (kendi kendinize siğillerinizden ya da benlerinizden kurtulmaya çalışırken)

* Yanlış Tedavi (muhtemelen tonlarca ilaç, iksir, internetteki tarifleri denediniz)

Eğer cildinizdeki bu istenmeyen lezyonlardan kurtulmak için yukarıdaki yöntemleri kullanmayı düşündeyseniz ya da kullanıp da başarısız olduysanız, RAHATLAYIN!

“Cilt Sorunlarınız Göründükleri Kadar Kötü Değildir”

Evet bu doğru! Aslına bakarsanız insan nüfusunun büyük çoğunluğunun cildinde 20 yaşından sonra cilt lekeleri ya da izleri oluşur. Yani yalnız değilsiniz.

Ama ne zaman ki siğiller ve benler normalden daha büyük ve vücudun görünür yerlerinde çıkmaya başlar işte o zaman hayatta en büyük arzunuz bir an evvel onlardan kurtulmak olur. Nereden mi biliyorum? Anlatayım…

“Utanç İçinde Bir Hayat”

Ben Aslı Göksu ve mesleğim insanları dinlemek ve sorunlarına çareler üretmek. Özellikle de ilişkiler ve bitkisel tedaviler konusunda çok tecrübeliyim.

Bitkisel tedaviler ile bu kadar ilgili olma sebebim ise benim de bir zamanlar siğiller ile yoğun mücadele etmiş olmam, özellikle de genital siğiller ile.

Keşfettiğim yöntem ise yıllar süren araştırmaların ve deneme yanılmaların bir sonucu olarak ortaya çıktı ve etrafımda bu illetten muzdarip kişilerde çok yüksek başarı oranıyla yöntemin şahsıma özel olmadığını tescil etmiş oldum.

Ve bu yönteme “Siğiller, Benler ve Et Benlerine Kesin Çözüm” adını verdim.

“Ameliyatsız, Evinizin Rahatlığında Siğiller, Benler ve Et Benlerini Yok Etmenin Kesin Çözümü”

Bu yöntem tamamen doğal, ameliyat gerektirmeyen bir yöntemdir ve cildinizde istemediğiniz bu oluşumlardan kolayca kurtulmanızı sağlar.

Bu yöntem aynı zamanda pahalı ameliyat ya da dondurma tedavilerine de bir alternatiftir.

Bu yöntem ile iz bırakmadan cilt deformarmasyonlarından güvenle kurtulabilirsiniz.

İşin en iyi yanı ise, bu kitapta anlattığım yöntem her türden Siğil, ben ve et benlerinde kesinlikle işe yaramaktadır!

Siğiller, Benler ve Et Benlerine Kesin Çözüm ™ ne vaad ediyor?

Evinizin rahatlığında ve gizliliğinde herhangi bir doktor reçetesine ihtiyaç duymaksızın siğillerinizden, benlerinizden ve et benlerinizden kurtulmanızı,

BİR DOKTORA MUHTAÇ OLMADIĞINIZ için hiçbir zaman pahalı tedavilere gidebilmek için işinizden izin almaya ihtiyacınız olmamasınız,

YAN ETKİSİ OLMAYAN KALICI SONUÇLAR elde edeceksiniz. Bütün yöntemler doğaldır ve binlerce kişi üzerinde test edilmiştir ve başarıya ulaşmıştır.

CİLT PROBLEMLERİNİZİ KAYNAĞINA NÜFUS EDEREK durduracaksınız. Yöntemim bilinen efsanelerden farklıdır. Cilt problemlerinizin nedenleriniz ve kalıcı olarak onlardan kurtulmanın yollarını öğreneceksiniz.

CİLDİNİZİ TAHRİŞ ETMEDEN VE İZ BIRAKMADAN siğillerinizden, benlerinizden ve et benlerinizden nasıl kurtulacağınızı ve bunun için hangi ilaçları kullanmanız gerektiğini öğreneceksiniz. İz kalması bir çok kişinin korkulu rüyasıdır. Maalesef bu sorundan müzdarip kişiler iz kalmasının yanlış yöntemler kulanılmasından kaynaklandığını bilmezler. Benim yöntemimle böyle bir sorununuz olmayacak.

HER CİLT TİPİ İÇİN UYGUN ispatlanmış bir tedavi yöntemi keşfedeceksiniz. Cildiniz içeriden yenilecek ve böylece hiçbir sorun yaşamayacaksınız.

Sonunda SAĞLIKLI VE TEMİZ bir cilt ile baş başa kalacaksınız!

Siğiller, Benler ve Et Benlerine Ameliyatsız Tamamen Doğal Yöntemler ile 3 Günde KESİN Çözüm için;




8 Nisan 2014 Salı

OLDUKÇA YAYGIN BİR HASTALIK 'ANKSİYETE'

Kişinin sebebini tam olarak bilemediği iç sıkıntısı haline verilen isimdir, ''anksiyete.''

Nedensiz duyulan korku ve kaygı durumu olarak tanımlanan anksiyete bozukluğu sıklıkla görülen bir rahatsızlıktır. Kadınlarda görülme oranı erkeklerden daha fazla olan anksiyete, kişinin gündelik hayatta karşılaştığı olaylarla ilgili olarak, engelleyemediği aşırı bir endişe ve kuruntulu bir şekilde beklenti içinde olma halidir. Yaygın olan anksiyete bozukluğunda özellikle önemli olan ruhsal süreç, kişinin çevre üzerinde denetiminin olmadığı inancıdır. Denetlenemez olaylardan kaynaklanabilecek tehlikelere karşı zihni sürekli meşgul etmektedir. Kişi yoğun endişesini durduramadığı için dikkatini olağan işlere odaklamada güçlük çeker, dalgınlaşır.

ANKSİYETE BOZUKLUĞU BELİRTİLERİ VE TEDAVİSİ

Anksiyete, düşünmeyi, algılamayı ve öğrenmeyi etkileyen bir rahatsızlıktır. Stresli bir durumla karşı karşıya kalındığında ya da baskı altındayken kalbin hızla çarpması ya da zaman zaman endişeli ve gergin hissetmek normal bir durumdur ve bunu her insan zaman zaman yaşar. Anksiyete de ise, bedenin tehlikeye karşı verdiği normal bir tepki söz konusudur. 

Anksiyete bozuklukları, kişiden kişiye farklı belirtiler gösterebiliyor. Anksiyete hastaları genelde huzursuz, çabuk heyecanlanan ve sabırsız kimselerdir. Yüz ve beden gerginliğinin yanı sıra ellerde titreme görülür. Çoğu hasta uyku sorunları, kâbus ve karabasanlar yaşayabilmektedir. Kolay yorulma, ağız kuruluğu, aşırı geğirme, soluk alma ve yutma güçlüğü, çarpıntı, sık idrara çıkma, kulak çınlaması, baş dönmesi, uyuşmalar gibi yakınmalar sıklıkla görülen anksiyete belirtileri arasındadır.Yaygın anksiyete bozukluğu olan hastaların en etkili tedavisi psikoterapik, farmakoterapötik ve destekleyici yaklaşımlardır. Düşünce biçimlerini ve bunların rahatsızlık verici işlevini hastalara göstermenin hedeflendiği, davranışçı ve bilişsel psikoterapiler ile yaygın anksiyete bozukluğunda başarılı sonuçlar alınabilmektedir. Yoğun anksiyete yaşayan kişi, aslında sadece zihinsel ve bedensel olarak çok fazla koşuşturma içindedir.Yavaşlamaya, gevşemeye ve hayatındaki üzüntülerin bir kısmını sırtından atmaya ihtiyacı vardır. Bu sebeple de, yaşadığınız stres tolere edebileceğinizin fazlasıyla üstüne çıktığında yapabileceğiniz en iyi şey öncelikle yavaşlamak ve hayatınızdaki öncelikleri belirlemektir. Destek alabileceğiniz ilişkilere, faaliyetlere yönelmek; stresle başa çıkma yöntemlerini düzenli olarak hayatınıza dahil etmek, spor çeşitleri, meditasyon, gevşeme egzersizleri yardımıyla gevşemek daha sonra yapabileceklerinizden bazıları olabilir. Severek yaptığınız ve kendinizi unuttuğunuz herhangi bir faaliyet de çoğu zaman destekleyicidir. Bunlara rağmen belirtiler devam ettiğinde profesyonel bir destek alma zamanı gelmiştir. 

Anksiyete Bozukluğu teşhisi konan kişilerin genelde çekingen ve bağımlı bir yapıları olup, kendilerine güvenleri de oldukça azdır. Çoğu toplumsal ilişkilerde arka planda durmayı yeğleyip, aşırı kırılgan, utangaç, eleştiriye çok duyarlı, çabuk yıkılan kişiler oldukları saptanmıştır. Yaygın anksiyete bozukluğu özgül düşünsel içeriği olmayan yaygın ruhsal ve fizyolojik bunaltı belirtileri ile yaşanan bir bozukluktur. En az 6 ay buyunca hemen her gün ortaya çıkabilecek bir sorundur. 


8 Mart 2014 Cumartesi

MESELA diyorum...


MESELA diyorum; Bu gece bir DELİLİK yapsam..!   
Bıraksam MUTFAKTA biriken bulaşıkları,  
Çeksem arkamdan kapıyı,  

KADIN başıma gitsem bir meyhaneyi dağıtsam..! 
FONDA bir masa, 
Arkada Sezen'in şarkıları çalsa; Ben AĞLASAM... 
Şişenin dibine dibine vursam..! 

MESELA diyorum; Sokaklardan bütün ERKEKLERİ kovsam, 
Bu gecelik evlerinde otursalar... 
Korkmadan dolaşsam bütün şehri, 
Kimse DOKUNMASA bana, 
Bir sandalda sabahlasam...!  
Alabildiğince  KADIN, 
Alabildiğince ÖZGÜR olsam. 
Küfür etsem ağız dolusu, utanmasam; 
Şehre isyanımı haykırsam. 
Kim bilir kaç kere satılmıştır, bu dünyanın ANASI...! 

MESELA diyorum; Bu gecede ben BABASINI satsam..! 


Kadına şiddetin olmadığı bir dünya dileğiyle... 
Dünya Kadınlar Günü Kutlu Olsun : )))

4 Mart 2014 Salı

İnsanların maskeli olmasına öyle alışmışız ki;


İnsanların maskeli olmasına öyle alışmışız ki; 
Olduğu gibi olanlara inanamıyoruz... 
Onların da maskeli olduğunu zannederek, çıkarmaya çalışırken derilerini yüzüyoruz, canlarını yakıyoruz...

20 Ocak 2014 Pazartesi

Ben Gölgeyim. Acılar kentinden kaçarım....

Ben Gölgeyim.
Acılar kentinden kaçarım.
Sonsuz kederin içinden uçarım...


Öncelikle belirtmeliyim ki, kitaplar, dinlemek isterseniz şayet size ilginç öyküler anlatabilir. 

Ve o ilginç öykülerden bir tanesi; Dan Brown / Cehennem 

Cehennem; kurgusal bir örgü fakat yazar burada kurguya tarihi, kültürel gerçeklikleri de serpiştiriyor. Kurgu içine incelikle serpiştirilmiş bu bilgiler okuyucuya daha da enteresan geliyor, okuyucu daha çok araştırıp, daha çok öğrenmek istiyor. Bu nedenle Dan Brown'un son kitabı "Cehennem" eğer bu tür romanları okumayı seviyorsanız sizin de ilginizi çekecektir.

Cehennem bizi yine Profesör Langdon'la buluşturuyor. 

Bu sefer olaylar Floransa - Venedik - İstanbul üçgeninde gelişiyor. Langdon'la beraber, bir salgın yayarak tüm dünyayı etkileyecek olan profesörün bıraktığı ip uçlarından yola çıkarak bu salgını engellemeye çalışıyoruz. 

Kitapta çok fazla bilmediğimiz mekan ve eserden bahsedildiği için bazen gözünüzde canlandırmada problem yaşasanızda, bilinen Langdon kovalamacası; semboller, şifreler, tarihi mekanlar derken birden olayların sıradan bir kovalamaca olmadığı ortaya çıkıyor.  Dan Brown hiç ummadığınız anda ters köşelerle sizi  tekrar maceraya bağlıyor. 

Langdon, İtalya’da yeni bir bulmacanın parçalarını birleştirmeye çalışırken, 700 yıllık bir başyapıtın, Dante’nin “Cehennem”inin izini sürüyor. Çağdaş okurun kodlarını çözmeyi başaran Brown, her taşın altında bir komplo teorisi arayan, gördüğüne bile inanmayan okurlarını bir kez daha mutlu ederken, muhtemeldir ki bilim adamlarını yine kızdıracak gibi görünüyor. 

Dante’nin karanlık cehennem atmosferini romanının merkezine yerleştiren Brown, klasik sanat, gizli geçitler ve futuristik bilimsel gelişmelerle de haşır neşir oluyor.

Dan Brown okuyucuya beyin jimnastiği yaptırmayı ve detaylarda farklılık yaratmayı seviyor.  Brown bu kitabında ana fikir olarak dünya nüfus artış hızını ele almış ve bunu kaynak olarak aldığı Dante’nin 'İlahi Komedya'sının Inferno bölümünden esinlenmiş. 

Dante’nin “Cehennem”inin izini sürmek bu macereya katılmak isterseniz kesinlikle beğenebileceğiniz bir kitap Cehennem




13 Ocak 2014 Pazartesi

Düş/Düşlerime...

Düşümde seni görmediğim gecelerde köprüler yapıyorum ellerimle.
Taşını sırtımda taşıyor.
Harcını avuçlarımla karıyorum.
Tüm malzemesini kendim yaptığım bu köprüler bir sonraki düşümde,beni sana taşıyıp, sana ulaştıracak biliyorum.
Bir gece sonrasının düşü için bugünde köprüler yapıp,  düşümde seni görmeyi bekliyorum. 
Sırayla oluyor bu hiç biri sırasını şaşırmıyor,
Bir gece köprüler kuruyorum ellerimle 
ertesi gece düşümde seni görüyorum
Yalnızca düşümde görebilmek için seni bıkıp usanmadan, hiç yorulmadan köprüler yapıyorum.
Benim yaptığım köprüleri görsen sende beğenirsin.
Hepsi birbirinden güzel hepsi ulaşılmaz hepsi yüksek ve sağlam.
Temellerine yerleştirdiğim taşları  gerçekte hiç var olmadığını düşündüğüm muhteşem çöllerden taşıyorum.
Zaman zaman yokluğunu öyle derin hissediyorum ki.
Bilsen şaşırır korkuya kapılır, taşarsın.


Çaresizlik içinde kıvranmanın ne demek olduğunu uzun yıllar öncesinden tanımıştım.                       
Seni tanımadan çok uzun zaman önce tanımıştım hepsini 
Senin eksikliğini her an hissediyorum.
Yokluğunun boşluğunu. 
Hiçbir yere tam anlamıyla ait değilim hep gölgelerde hep ışıltısız kaldı yaşantım...
Sevdamdan arta kalan yalnızca hüzün de olsa                                                                               
hayatımdan silinen bahar senin sözün de olsa ben hiç değişmeyeceğim.
Bana hayatın kapılarını yeniden açan bir sözün,                                                                               
sonraları bütün kapıları kendi yüzüne kapanan bir hüzüne de dönüşse                                                           
ne olursa olsun sonunda ne çıkarsa çıksın değeri yok hiçbir şeyin. 

Sen benim yüreğimin en çok sevgi alan köşesindesin…



9 Ocak 2014 Perşembe

İhtiyacımız Olan ''Sevgi'' Neydi...?











İyileştiren sevgilere ihtiyacı var insanın...

Seni tüm zaaflarınla hatalarınla kabul eden tüm korkularınla bilen, hesapsızca ve sorgusuz, şartsız ve koşulsuz,bencilce olmayan,"Benim" den önce ''Senin'' olan, onaylamasa da kabul eden bir yumuşaklıkta, kalbinin içi kadar bir uzaklıkta, sonuçta değil süreçte iyi gelen;                                                   

İyileştiren sevgilere ihtiyacı var insanın...
                               
Düşüncesi bile gülümseten, omuzlarındaki tüm yüklerinden seni azad eden, keder değil yaşama sevinci veren, tüm yaralarını kendi bile fark etmeden saran;           

İyileştiren iyi gelen sevgilere ihtiyacı var insanın...                        

Beklentileriyle yormayan fazla soru sormayan, yanında sen gibi sen olduğun, tüm yanlış bildiklerini unuttuğun, hiçbir hesap yapmadığın, yapamadığın;

İyi gelen iyileştiren sevgilere ihtiyacı var insanın....                                   

Seni kalıplar içine sıkıştırmayan, tüm kayıp taraflarını bakışlarıyla bulduran, en beceriksiz taraflarını sevimli bir çocuğun yaramazlığı gibi görüp, seni sevmeye daha da sarılan;                     


İyileştiren iyi gelen sevgilere ihtiyacı var insanın...

Yok demeyin ben hala böyle sevgiler olduğuna inanıyorum ısrarla...                       

Sevgiyle ve Aşkla Kalın... : )))



2 Ocak 2014 Perşembe

Parmak izlerimiz dokunduğumuz hayatlardan silinmez...

Yeni bir yılın bu ilk günlerinde 365 sayfalık bir kitabın ilk boş sayfalarını sevgi ve iyilikle doldurabilmeyi dilerken;  Hayatta; Bir şeyleri değiştirme şansımızın mutlaka var olduğunu hatırlayabilmek adına beni oldukça etkileyen bir hikayeyi sizlere aktarmak istiyorum ...

Soğuk bir kış gecesinde eve dönerken, sarhoşa benzeyen bir adam gördüm.

Bir sağa bir sola yalpalıyordu. Ve yanındaki direğe sarılmıştı.
Bir vitrine bakıyormuş gibi yaparak göz ucuyla onu seyrettim.
Otuz yaşın üstünde olmalıydı.
Kendisine biraz daha sokuldum.
Üstü başı son derece temizdi.
Yanından geçen bazı kişiler, yüksek sesle konuşarak içki içmenin kötülüğünden bahsediyor, bazıları da alay edip gülüyorlardı.

Yavaşça yanına gidip:

- İyi misiniz? diye sordum. Bir ihtiyacınız var mı?

Dudaklarından, iniltiye benzeyen tek bir kelime çıktı:

- Hastayım!..

Düşmemesi için, bir kolumu beline dolayarak taksi beklemeye koyuldum.
Akşam vakitlerinde kesilen kar yağışı tekrar başlamış ve yavaş yavaş buzlanmaya başlayan yollarda, birbiriyle yarışan sokak köpeklerinin dışında bir hayat emaresi kalmamıştı.

Araba bulmaktan ümidimi kestiğim sırada, yanımda bir taksi duruverdi.
Şoföre durumu anlatarak acele etmemiz gerektiğini söyledim.
Hastamızı arka koltuğa yatırarak hastaneye götürdük ve verilen serum tamamlanana kadar başucunda bekledik.

Nöbetçi doktor, hastayı en azından donmaktan kurtardığımızı ifade ediyor, genç adam ise, henüz konuşamadığı için, bize bakıp gülümsemekle yetiniyordu.

Şoför de yanımdaydı...
Hastamız bir süre sonra kendine geldi.
Onu tekrar arabaya bindirip evine götürdük.

Hastamızın eşi, onun sık sık şeker komasına girdiğini bildiğinden müthiş bir paniğe kapılmış ve oğlunu da alarak sokağa fırlamıştı.

Bizi görünce koşarak yanımıza geldiler ve büyük bir sevinç içinde kucaklaştılar.
Saatlerce süren yorgunluğumuzdan eser bile kalmamış, bize nasıl teşekkür edeceğini şaşıran o ailenin mutluluğu karşısında gözlerimiz dolmuştu.

Ellerimize sarılarak bizi uğurladıklarında, şoföre borcumu sordum.

Başını sallayarak:

- Borçlu değil, alacaklısın dostum!.. dedi.Çünkü böyle bir iyiliğe beni de ortak ettin. Ama belki de yirmi yıldır ağlamayı unutan bir adama bu güzel duyguyu hatırlattığın için, alacaklı duruma düştün.

O mert adamla kucaklaşıp ayrılırken, gecenin ayazını hissetmiyor ve evime yürüyerek dönmek istiyordum.

Kim bilir? Belki de yolumun üzerinde, yardımımı bekleyen bir insan daha bulabilirdim.


23 Aralık 2013 Pazartesi

Hayat bana bir şans daha tanırsa...

“Hayat bana bir şans daha tanırsa, bundan faydalanan ilk sen olacaksın”

Kırık umutlarında, tuz buz yarınlar... 

Kırık harfler,nasıl da batar canına ve nasıl batırırsın göğsüme, sarıldıkça. 

Her defasında  biraz daha uzak, biraz daha soğuk ama her defasında biraz daha özlemle.

Suskunluğundaki tüm isyanları, gözlerin haykırır gözlerime. Şiirine ses olursun, bazen şiirimde gizli özne. Her defasında ama her defasında, bir kıvılcım daha sıçrar öpüşünden tenime, söndüremezsin de.


Şehirler arası yollara vurursun kendini, beyaz şeritlerde düğümlenir dar ağacımın ipi ve her şehir tabelasında, zaman dakikalarını vurur ölüme. 

Gölge gibi uzar gidişin ve yayılır özlemin dört duvar arasında titreyen mumum sıcağında. 

Bende boşaldıkça saydam sevişlerin, titreyen gölgede birikir damlalar... 
Kırmızı bir mum daha biter dibinde “yıldızlar gibi sönük”.

Ve sonu gelmez sensizliğim... Sadece bu yollar ayırır bizi, bilirim. Kağıttan çiçeklerin dikenleri batar avuçlarıma...

Susturdukça büyür sevgi, senin koca bedeninde, benim küçük göğsümde. Özlemi aynı, yükü ağır. Susarsın, susarım ve boğazımızda dizilir boğumları aşkın, tıkanır kalırız.

Siyah lalelerini bekler örttüğün toprak, ben lalelerde gamzelerini görmenin hayalini kurarım.Mayıs bekler şarkılarım, şiirlerimse ellerimi.

Bir türlü tutamam kalemi, dilimin ucunda biter çıbanlar. Tüm sevgi sözlerini yutarım, kızarım ya gidişine ya da varlığında, yokluğu yaşamaya.

Kağıtlar bekler, kalem bekler, şiirler bekler ve saçlarımın arasında titrer parmaklarım, altında biriktikçe sessiz dizeler.

Perdeyi çekip yıldızlara, ruhsuz bedenimi hazırlarım uykuya. Sen gibi dokunarak örerim saçlarımı – oysa sen açık seversin bilirim- her bir çukurunda saklarım nefesini. Her sabah kurdelemin ucunda çözülür nefesindeki mayıs çiçekleri.

Antika, küçük bir ayna var baş ucumda. Kaç kez fırlattım kirpiklerimde eriyen buz parçalarını... 

Kırsam da, parçalasam da en küçük kıymığı batsa da dökülür sessizliğimizde bir şeyler... 

Uykusuzluğum bile renksizce kanar, Kadehte bile rengi uçar sarhoşluğumun.

Beyaz çarşafa uzanırım, kirli bedenimle –hiç sevmem beyaz çarşafı; yüzüme ölümü çarpar, soğuğu, yalnızlığı. 

Sabaha sarmalayıp bir tabuta konacakmışçasına ürpererek uzanırım ya da kabuslarda buz kesecekmiş gibi bedenim ve yattığım gibi kalkarım. 

Bir yanı düzgün, her yanı soğuk yatağın- Sensizliğe uyanmak yok mu?

“Bugün sana mutluluk getirsin olmaz mı! ” deyişlerini çarparım bir avuç suyla yüzüme. Tenimi ısıtırım parmak izlerinden arta kalanlarla.

Ellerin ne kadar uzaksa ellerime, bilirim yüreğin o kadar yakın yüreğime, adını dilime mühürlediğim.

Hayat bize bir şans daha verir kim bilir...






7 Aralık 2013 Cumartesi

Tam bir gerilim macera...SİSLE GELEN YOLCULUK






Tam bir betimleme ve sözleri resmetme yeteneğine sahip bir yazar Grangé...

Bir yazarın hem yarattığı karakteri hem okuyucuyu birlikte tokatlaması ne müthiş bir şey... 

Açıkcası bu kitabı okurken içim ürperdi...







Bu kitapta da diğerlerinde olduğu gibi, muhteşem bir kurgu var, okudukça sindiriyor, karakter ile birlikte. dibe vurabiliyorsunuz. Karakter bir psikiyatr iken psikolojiden, ressam iken resim bilgisinden, evsiz iken yaşadıklarından ve katil ile de mitolojiden de payınıza düşeni tam anlamıyla alabileceğiniz bir romanla karşı karşıyasınız. İnsanın kendini araması, kendini sorgulaması, iyi ile kötü arasındaki o ince çizgide kaybolması ve insan psikolojisi bu kitapta oldukça başarılı bir şekilde işlenmiş.

Gerilim anında adrenalin tavan yaptığında içinizden, doğru yoldayız bu ipucu bizi buraya götürür dediğiniz anda gerçeklerin yüzünüze vurulması ile yelkenlerin suya düşmesiyle o anı karakter ile birlikte yaşıyorsunuz. 


4 Aralık 2013 Çarşamba

Damlayan Bir Musluğum Geceye...

Açık unutulmuşum...
Belkide Hiç Farkedilmemişim...
Gecenin kör karanlığında,çınar ağaçları ölümün avucundayken kendime geldim.
Ben yorulmuşum...
Ben bunalmışım bu gece...
Ve Aşk Çağrıldıgı Her Randevuya Geç Kalmış Gecemde...
Derin derin nefes aldım...
Kan kusarcasına öksürmek ne demek öğrenmiştim..
İçini söküp atmaktı bu...
Varlığını,ruhunu,benliğini söküp atmak...
Bomboş ve hafif hissetmek...
Boşluğa yağan yağmur gibiyim ...
Bereketsiz bir şekilde damlaların ara ara sıklaşıp,olmayan yerlere,nedensiz yere düşen yağmurum.
Hafiften temizlenmek isterim yağmurun altında...
Çünkü içimdeki tek varlığı sessizliği içecekler...
Ben karanlığa kusarım hep...


Ne anlaşılırım ne de dikkat çekerim..
Ama ferahlarım..
Şeytanın beline sardığı kuşakla gözlerimi bağlayıp yollara çıkarım karanlıkta..
Anlamsız değl mi karanlıkta gözlerimi bağlamak? ve de sacma? Bilmiyorsunuz...
Niyetim yüzümde yama gibi duran bakışları kapatmak...
Sıkıldım bu bakışlardan...
Artık dayanamıyorum..
Artık kış olsun istemiyorum...
Her kış öluyorum çünkü ben, yaza yenilenmeye hazır ceset olarak dönuyorum..
Artık ara mevsimleri yaşamak istiyorum..
Mesela bana bir sonbahar fısılda..
Seninle birlikte varolan bir sonbahar....
Yanımda ol yeter...
Ve her gece yeni ölmuş birinin üstünü örter gibi narin ol,bedenime incecik yorganı sererken...
Yavasca ruhumu okşa...
Varoluşumun en gercek hadisesidir bu ...


3 Aralık 2013 Salı

BAZEN...

Bazen bir hayattır,
Bir söz,
Hiç ummadığın batışlarda beklerken kaybetmişliğin,
Arşa çıkan ellerinden tutar samimi bakışlar,
Bazen rüya dediğin gerçeklerde güler kaderin,
Ne geride kalan hüznün acısıdır,
Nede gelecekteki umutsuzlukların gök gürültüsüdür yalnızlığın,
Bir gün biri çıkar karşına, 
bilemediğin kıymetlerin saniyelerini ararsın koca ömürde,
Bazen de tek nefeste ömür olursun kendine.

2 Aralık 2013 Pazartesi

BİR KADIN GİTTİĞİNDE...



NE ÇOK KİŞİ GİDER aslında;

BİR temizlikçi,

BİR bakıcı,

BİR BAHÇIVAN,

BİR Muhasebeci ...

BİR ANNE GİDER ...

BİR DOST ...

BİR ARKADAŞ ...

BİR Sevgili ...

NE ÇOK KİŞİ YOK OLUR BİR KADIN GİTTİĞİNDE ...

BU HEP BÖYLE OLUR ;

BİR KADIN GİTTİĞİNDE;

ÖVGÜLER,

Uyarılar,

YAKINMALAR,

Dualar YETİM KALIR.

KAPI EŞİĞİNDEKİ "DİKKAT ET ..." DUYULMAZ,

ANNESİ GİTMİŞTİR "Geç Kalma" NIN.

KADINLAR, ARKALARINDA BÜYÜK BOŞLUKLAR BIRAKARAK GİDERLER.                               
BİR KADIN GİTTİĞİNDE PEK ÇOK KİŞİ GİTMİŞTİR aslında ...

VE BİR KADIN GİTTİĞİNDE PEK ÇOK "YETİM" BIRAKMIŞTIR ARKASINDA ...



30 Kasım 2013 Cumartesi

Aşk nedir ben bunu iki noktayı üst üste koyup açıklayamaz mıyım?



Aşık olursun yada çocukça seversin. 

Neden ortası yoktur bazı şeylerin ortasında bir uçurum mu var? 

Ben o uçurumun ortasında duramaz mıyım? 

Delicesine severken aşık olmadan yapamaz mıyım? 







Aşk nedir ben bunu iki noktayı üst üste koyup açıklayamaz mıyım?
Sanırım her şey bu aşk kelimesinden çıktı. 
Suçlu aranacaksa ilk suçlu zanlımdır bu kelime. 

Çocukken bir topun peşinde koşarken duymuştum sanırım. 
Canım arkadaşım; "sana aşığım" demişti bana. 
Bana aşık mıydı, biliyor muydu aşkı? Şaşkınlık ve düşüncelerle bakmıştım arkadaşımın suratına.
"AŞK". 
Bu kelimeyi duymuştum. Annemin izlediği dizilerde babamın okuduğu kitaplarda görmüştüm. 
İyimserlik dolu filmlerde, dizilerde şu kelimeyi çok duymuştum :"Aşkımız her şeyi yenecek sevgilim, inan buna."
Gülümseyerek tekrar ederdim bu cümleyi.
Komik gelirdi bana.
Aşkı sadece bir kelimede gören bir çocuğa "sana aşığım"ı duyduktan 2 yıl sonra arkadaşımı kaybettim.
Sanırım o başkasına aşıktı o an.
Aşkı komik bir kelime olarak gören bir çocuğa aşkı fazla sürmemişti galiba.
Büyüdükçe her yerde duyuyordum bu kelimeyi.
Sanırım aşk herkesi cezbediyordu. 

Bu komik cümlenin içindeki bu kelime bu kadar kuvvetlimiydi. 
Sordum aşkı arkadaşlarıma.
Çok sevmek dedi hepsi. 
Bende aşığım dedim birden.
Anneme aşığım, çok seviyorum onu.
Arkadaşlarım "annen olur mu hiç" dediler.
Gerçekten de onu çok seviyordum.
En büyük arkadaşım, dostumdu. 
Sonra kedime aşığım dedim.
O da olmaz dediler. 

Duvarlarda kalp içinde harfler, ilginç yazılar görüyordum.
Bende yazmak istedim bir tane ama ne yazacaktım?

Yoksa aşık olmam mı gerekiyordu. 
Birine gerçek anlamda; ya da arkadaşların dediği anlamda. 
Hep kalp işaretini görüyordum.
Kalbime dokundum; büyümeye başlayan ellerimle.
1,2,2,4... Atışlarını saydım kalbimin. 
Her dokunuşumda aynı gibi geliyordu bana.
Sanırım onda her zaman bir şey bulunamıyordu. 
Aşığım diyen arkadaşlarımı izledim.
El ele tutuşup gezen, sürekli seni seviyorum diyen arkadaşlarımı izledim.
Çocukluktan kurtulup içine girmem lazımdı belki. 
Çocukluktan kurtulup bir genç gibi bakmalıydım kalbime. 

Sanırım o yıllar önceden beri kafamı kurcalayan kelimeyi, babam öldüğünde bir açıklama cümlesi kurmadan anlayabilmiştim. 
Biliyordum artık seni aşk. 
Uğradığında bana sormayacağım adını. 
Cevabım en içten gülümsemem olacak... : ))))


29 Kasım 2013 Cuma

Benim Kırgınlığım Aşk'a... Sen Üstüne Alındın... !


Biliyorum konuşacak bir şeyimiz kalmadı, paylaşacak hiç bir şeyimiz yok.

Yine de yüreğimden gücümün yettiği yere kadar sana sesleniyorum, seninle konuşuyorum...

Bugün sana olan kırgınlığımı rafa kaldırdım, sevgimi aldım avuçlarımın arasına, ona sığınıyorum...

Cümlelerimi kısalttım, kelimelerim buruk, gülüşlerim istenmeyen dudaklarımda...


Bir ihtimal gelişine sığındığımı fark ettiysem de, engel olamadım gurursuz ama umutlu hasretine...

Bugün gönlümü hoş tutmak istiyorum, imkânsız olan her rüyaya inanasım geliyor...

Bir çocuk gibi isteklerimi bastıramıyorum...

Çalmayan telefonuma elim gidiyor, sana halen bende olduğunu ısrarla yazmaya çalışıyorum...

Bende olan seni, hiç kırmadım, değiştirmedim ve hep korudum desem de, sendeki benin nasıl olduğunu, gülüp gülmediğini anlamsız bir sıkıntıyla merak ediyorum...


İçimdeki güzelliğine inanıp inanmamanı artık umursamıyorum!

Üşüyorum, bu üşüme yalnızlığımdan geliyor ve sarıyor her tarafımı...

Tutunabileceğim hiçbir güzellik yok, hatırlamaktan usanmayacağım anılarım dışında...

Isınabilmek için onlara sarılıyorum...

Anlamsız ve cevapsız sorular hınzırca sırıtıyor, ben görmemeye çalışıyorum...

Düşler uzak gibi görünüyordu ama yakındı...

Belki de görmeyi istemek gerekiyordu...

Gözlerini aç desem kapatacaksın ama kapatma gözlerini!

Kendime bir demet papatya aldım ama bakmadım falıma...

Gözlerimi gelişlere verdim, gözlerimdeki hüzün bile seni özlemiş itiraf etti sonunda...

Düşüncelerim gururlu, hayallerim ve sevdam değil...

Gelseydin, kendimi unutup sana koşacaktım, susturacaktım içimdeki isyanı, kavgaların ortasında bir güneş gibi doğup ısıtacaktım yüreğini, sevinçten ağlayacaktım bu defa, mutluyken hemen sarhoş olmuşum gibi, dokunacaktım, sarılacaktım.

Ama gelmedin, gelemezdin belki de gelmeye de hiç niyetin yoktu aslında...

Kendimi kandırdığımı anladığımda ağlıyordum...


Eskiden kimi şarkıların ne kadar anlamlı olduğunu düşünürken, şimdi ayrılığın ardından çalınan her şarkı umutsuzluğumu ve sevgimi anlatıyormuş gibi geliyor...

Sevdiğim ne çok şarkı varmış, bunu senin gidişin gösterdi bana...

Her şarkıda sen varsın, her yerde, her gördüğüm insanda, denizde, gecede, uykumda...

Nasıl beceriyorsun her yerde olabilmeyi...

Bu bir marifetse eğer, neden benim yanımda değilsin ki?

Gözyaşlarım asilliğini yitiriyor ve yenik düşüyorum sevdana...

Gittin! Belki de hiç gelmemiştin ben, geldiğini sandım...

Ayak uyduramadım yorgunluğuna...

Dudaklarına düşlerindeki öpüşü konduramadım...


Kimi zaman bir çocuk oldum gülüşlerinde şımaran, kimi zaman bir kadın; dokunuşlarında kendini bulan...

Ama! En çok da imkânsızın oldum...

Her gelişimde bir kez daha gönderdiğin oldum...

İnanamadığın, yenemediğin, üzerinden atamadığın korkuların oldum...

Ağladığın, bağırdığın ya da sustuğun isyanın oldum, sessizce boşalan gözyaşların, birikmişliğin oldum...

Yüreğindeki kadın ben olmak isterken yüreğine sığınan ve tozlanacak olan bir anı oldum...

Hak etmediklerin, artık yeter dediklerin ve her şeyin olmak isterken belki de hiçbir şeyin oldum...

Söylesene ben gerçekten senin neyin oldum?

Sesin hep uzakları çağırıyordu, ben üstüme alındım, sana geldim...

Bilseydim, bana ait olmayan bir seslenişi sahiplenir miydim?


Şimdi bir mevsimlik aşk kaldı avuçlarımda sadece bir mevsim yaşanan ama bir ömür gibi gelen aşk...

Kalbime henüz söyleyemedim gittiğini, öğrenirse onun da acı çekmesinden korkuyorum...

Seni halen benimle biliyor ve seviyor ama ben kalbime ilk defa yalan söylüyorum...

Gittin! Sevdamın yokluğuna alışabilirim belki ama sesinin uzak yolların sonunda olması acıtıyor içimi...

Suskunluğun en büyük silahındı. Suskunluğunla vurdun beni...


Söylesene unutulmak kime yakışıyor? Unutan sen olsan da sana bile yakışmıyor...


Merak etme, üstüne giydirmedim bu duyguyu, unutulmayan olmak sende daha güzel duruyor... 
Görüyorsun işte, Aşk'a ve sana ihanet etmiyorum

Benim Kırgınlığım Aşk'a... Sen üstüne alındın...!


28 Kasım 2013 Perşembe

Arsız Bir Aşkın Doyumsuz İki Aşığıyız Biz...



















İçimizde ruhumuzu saran eşsiz bir kıpırtı, birbirimize baktığımızda ise gözlerimizde oluşan engellenemez bir ışıltı var bizim.

Birbirine aşık iki deliyiz biz.

Birbirimizi gördüğümüzde yerinden çıkacakmışçasına atan bir kalbe, 
yürek yangını ile kavrulan bir aşka sahibiz.

Birbirimiz için değerliyiz.

Birbirimizin değeriyiz.

Biz seninle hiçbir şeyin içindeki her şeyiz.

Bazen duyulmamış bir sır, bazen yalanlar içindeki tek gerçeğiz.

Biz seninle tekiz.

Biz seninle her şeyiz.

Biz seninle birbirimizin tek gerçeğiyiz...